CiFR HESABI

 

Dinlerde Kutsal Kitaplarda sifre kullanmak Yahudilik ve Hiristiyanlik Dinlerinde uygulanan bir usuldür. Islam' da Kur' an da sifre ve gizli  bir Kehanet bilgisi saklanmistir. Kur'an-i Kerim siradan insanlara Allah'hi daha iyi tanimalarina ve alim olanlarada gizli bilgiye sevk etmek için gönderilmis bir kitaptir. Onda sifre, rumûz gibi gizli seyler aramak gelecekten haberler çikarmak Kur'an-in ana gayesine ters düsmemektedir. Yahudilik ve Hiristiyanlik' ta kullanilan ve Kabalistik hareketin öncülüðünde Tevrat' in bir yorumu olan Zohar' da Harflerin sirlarina dayanan bir ilimden söz edilmekte ve bu Kabalistlerin en önemli kitaplarindan biri olan Sepher Yetzirad' da izah edilmistir.

Musa' nin yakinlarina ögrettiði "ilmi esrar" ve Hiristiyan Din Kültüründe Augustinius gibi dini önderlerin yazilarinda "Cifr" ilmi ne dair bir çok örnek gösterilmistir. Islam da ilk defa sii çevrelerde ortaya atilmis ve Hz. Ali' nin Kur'an-in batinî manalarini Hz. Muhammet' den öðrenmis ve insanlarin ihtiyaci olan bütün bilgileri kuzu veya oðlak derisine yazarak El - Cefr ve El - Câmia adli iki eser ortaya çikarmistir. ve yine bu kitaplarda yazili bilgilerle Bütün eski peygamberlere verilen gizli bilgiler ile kiyamete kadar olan sürede meydana gelecek hadiseler burada belirtilmekte ve bunlara karsi alinacak çözümlerde yazilmistir. Ancak bu bilgileri Ehli - beyt dediðimiz alim ve ileri gelen imamlar çözebilecek Rumûz ve sifrelerle doludur.

 

ama bazi sii kaynaklara göre yukarida belirtilen kitaplari yazarak Cifr ilmini kuran Cafer-i Sadik' dir.  Cafer'in talebesi olan sonradan Islam adet ve kurallarinin disina çikip kendini Tanrilastiran ve sianin Ismailiyye kolunu kuran Ebu'l-Hattâb El - Esedi bu kitabi temel olarak kabul etmistir. Cifr ilminden  9 ncu yüzyilda Baðdat'ta yasamis Dünya ca ünlü islam alimlerinden Abu-mas'har Bu günkü Kullanillan Astrolijiyi gelistirilimisdir.


Cifr ilmine göre varliklarla harfler arasinda gizli bir iliski vardir. Arap alfabesini meydana getiren 28 harf semsi ve kameri olmak üzere ikiye; Ebced' eki siraya göre ilk yedisi ates, ikinci Yedisi hava. Üçüncü yedisi su ve dördüncü yedisi ise toprak olmak üzere dörde ayrilir. Harflerin kullanisi onlara verilen bu manalara göre deðerlendirilir. Yine ebced siralamasina göre bu harflere sayisal deðerler verilir. Ve bu sayilara verilen rumûzlar la olan iliskilerini manalandirirlar. Daha sonra Muhyiddin ibn Arabi harflerle varliklar arasinda siki bir iliski olduðunu söylemis ve harflerin sirlarina Vakif olan kimsenin istikbalde vuku bulacak bütün olaylari kesfedebileceðini belirterek El Futuhatu' l Mekkiye adli eserinde harflerin deðerlerine genis yer ayirmistir.

Bu Hesap yöntemi çok eski tarihlere kadar uzanan ve daha henüz Kuran indirilmeden önce kullanimi çok yaygin olan bir yazim seklidir. Arap tarihinde geçen bütün hadiseler harflere rakam deðeri verilerek yazilirdi ve böylece olayin geçtiði tarih te kayda alinirdi.Bu tarihler her kullanilan harfin özel rakam deðerlerinin toplanmasiyla elde ediliyordu.

Ebced Hesabi diye adlandirilan bu ilme göre "ebced, hevvez, hutti, kelemen" kelimelerinde ilk harfin deðeri bir, ikinci harfin deðeri iki seklinde onuncuya kadar harflerin deðeri birer birer artirilir. Onuncu harften itibaren sirasiyla harfler onar onar artirilir, Yüz deðerini tasiyan harften itibaren de her harfin deðeri Yüzer yüzer artirilir, Böylece son harf bin deðerindedir. Zamanla ayri ayri harfler rumûz gibi kullanilirak bunlardan mana çikarma aliskanliði doðdu ve bu suretle "Ilmu'Cefr" tabiri "Ilmu'l - Huruf" manasinda kullanilmaða baslandi.

Temeli ebced hesabına dayanan, harflerden ve ibarelerden gaybî haberler çıkarmada kullanılan hususî bir ilim.


Üstad Bediüzzaman’ın dikkat çeken yönlerinden birisi, eserlerinde cifir ilmine de yer vermesidir. Eskide ve günümüzde cifir ilmi hayli tartışılmıştır ve tartışılmaktadır.

Bu konuda, şu hususlara dikkat çekmekte fayda görüyoruz:

1-Her şey bizim malumatımıza münhasır değildir. Bir ilmi bizim bilmeyişimiz, olmadığına delâlet etmez. “Onlar, ilmen ihata etmedikleri ve te’vili daha kendilerine gelmemiş şeyi yalanladılar” ayetini unutmamak gerekiyor. (Yunus, 39) Kur’an kelimelerinin istikbaldeki bir kısım olaylara işaretini, çok az müfessirin yazmış olması reddini gerektirmez.

2- Bu ilim, Kur’an’ın nüzulûnden önce de bilinmekteydi. Mesela, Yahudilerden bir topluluk, Hz. Peygamberden (Elif-Lâm-Mîm) şeklinde huruf-u mukattaayı duyunca, ebced hesabıyla (harflerin rakam değeriyle), O’nun ümmetinin ömrünün az olacağına istidlalde bulunur. Hz. Peygamber, diğer huruf-u mukattaalardan okur. Adamlar, her yeni huruf-u mukattaayı duyunca şaşkına dönüp, “Biz senin durumundan birşey anlayamadık.” deyip ayrılırlar.

3-Sayıları az da olsa bir kısım âlimler, cifir ilmiyle ayetlerden gaybî istihraçlarda bulunmuşlardır. Molla Cami’nin Beldetün tayyibetün (temiz bir belde) (Sebe, 15) ifadesinin ebced değeriyle, İstanbul’un hicri 857’de fethine tarih düşmesi meşhurdur.

Meşhur müfessirlerden Alusî’nin tefsirinde kaydettiği şu olay da, konumuz açısından güzel bir örnektir:

“İbn-i Hallikan tarihinde zikrediyor ki, Selahaddin-i Eyyubî Haleb’i fethettiğinde, Kâdı Muhyiddin güzel bir şiirini okudu. Cümleleri arasında,
“Şehba kal’ayı Safer ayında fethettin,
Recebte de Kudüs’ü fetihle mübeşşersin” ifadesi vardı. Dediği gibi çıkınca kendisine “Bunu nerden bildin?” diye soruldu. “ İbnu Berrecan’ın Rum Suresi’nin baş kısmını tefsirinden aldım” diye cevap verdi.

Alusî, sözüne devamla İbnu Kemâl’in Enbiya suresi 105. ayetten, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesini istinbat ettiğini anlatır.

Bediüzzaman, cifri kullandığı yerlerde hiç bir zaman “Âyetin açık mânâsı budur” dememiştir. Söylediği şudur: “Ayetin sarîh manasının altında müteaddit tabakalar var. Bir tabakası da, işarî ve remzî manadır. İşârî mana da bir küllîdir; her asırda cüz’iyatları bulunur.”

Bediüzzaman’ın ilm-i cifir hakkındaki şu ifadeleri de çok önemlidir:
“İlm-i cifir, meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan, vazife-i hakîkiyeden alıkoyup meşgul ediyor. Hatta kaç defadır esrar-ı Kur’an’iyeye karşı o anahtar ile bazı sırlar açılıyordu. Kemâl-i iştiyak ve zevk ile müteveccih olduğum vakit kapanıyordu. Bunda iki hikmet buldum:

Birisi: ‘Gaybı ancak Allah bilir' (Neml, 65) yasağına karşı hılaf-ı edebde bulunmak ihtimali var.

İkincisi: Hakaik-ı esasiye-i imaniye ve Kur’an’iyenin berahin-i kat’iye ile ümmete ders vermek hizmeti ise, ilm-i cifir gibi ulum-u hafiyenin yüz derece fevkinde bir meziyet ve kıymeti vardır. O vazife-i kudsiyede kat’î hüccetler ve muhkem deliller, su-i istimale meydan vermiyorlar. Fakat cifir gibi, muhkem kaidelere merbut olmayan ulum-u hafiyede su-i istimal girip, şarlatanların istifade etmeleri ihtimalidir.”

Görüldüğü gibi, cifir ilmi gizli ilimlerdendir. Az kişiye hitab etmektedir. İman ve Kur’an hakikatleri ise, herkese seslenmektedir. Hem herkesin onlara ihtiyacı vardır. Bu gibi noktalardan dolayı ve “ Gaybı ancak Allah bilir” yasağına karşı edebe aykırı harekette bulunmamak için Bediüzzaman, bu ilmin ayrıntılarını eserlerine yansıtmamıştır. Yansıttığı miktar, altıbin küsûr sayfalık tefsirinin içinde az bir bölüm teşkil etmektedir. Bunda asıl maksadı, o günün ağır şartları altında hizmet eden talebelerine bir şevk kaynağı olmasıdır.

Daha Detaylı Bilgi İcin Lütfen Msn Ekleyiniz

medyumgizemli@hotmail.com

 

         Tüm Hakları Saklıdır. © 2006 - 2007 MeYuM LiM SiRKeTi | Tasarım & Programlama EMReaNBeY

 

Sitemizde Şu Anda :